photo dTRvKZv_zpsc4066f88.gif
BİZİ BİZ YAPAN YETENEKLERİMİZ DEĞİL, SEÇİMLERİMİZDİR. free counters
scream-ne:

"Bir küçük Eylül meselesi vardı, halledemedim.."

Halledemedim…

scream-ne:

"Bir küçük Eylül meselesi vardı, halledemedim.."

Halledemedim…

Gittiysem adam gibi gittim…

Bir zamanlar aşkına inandığım kişiler bana mutluluk yerine huzursuzluk vermeye başladıkça küstüm kendime. Ama affettim kendimi her seferinde. Tekrar döndüm geriye. Aynı yaradan kanadım yine. Ama hep gidenlerin izi vardı benim kaldığım yerde. Biz düşle gerçeği değil, gerçekle düş bizi birbirimize karıştırıyordu. Yalancı baharlar peyda oluyordu. Bahara aldanan insan, kışı unutuyordu. Sonunda öğreniyordu insan hayatı ama öğrenene kadar da hayat bitiyordu. Olsun. İnceldiği yerden kopsun. Hatasız aşk olmaz; kendimden biliyorum! Ben hafızamı sende unutmuştum. Bir gözyaşıyla hatırladım. Öyle ya, bazen küçük bir gözyaşına neler sığmaz ki?

Kalsam beni unutacaktım, ben gittim izim kaldı. Hoşça kal. Belki bir gün yine karşılaşırız unutulmuş bir aşkın kuytusunda…Ayrı yatakların aynı uykusunda…

Kahraman Tazeoğlu - Bukre kitabından

Aşık olmak, işte tam da böyle bir şey.

Aşık olmak, işte tam da böyle bir şey.

Ve yara iyidir. Bir insanın ruhunu ancak yaralarından görebilirsin. Yara, ‘ben ölmedim!’ demektir.

Kahraman Tazeoğlu - Bukre

Kayıp Yüzyılın Prensi

"Gözyaşlarımdan öpecek kimse yok bu yüzyılda biliyor musun? Bir mağlubiyetin nehridir onlar. Boğuluyorum."

Duyuyor musun Prenses?

"İnsan bazen olana değil de olmayana ağlar Prenses. Var mısın gerçekten? Varsan yokluğun neden burada? Varlığın ruhumu mendillere damlatmama engel olsun; sebep değil…Yokluğunda hep sana seslendim. Evet ağladım. Seni içimde acı acı biriktirip damla damla harcadım. Sesimin yankısında bulduğum tek şeyse koca bir hiçlikti. Sanki onca sesin arasında, kendisini belli edecek bir çığlık bekliyordum. O çığlığa tutunursam, seni bulabilecektim. Seni bulmaksa, tüm çığlıkların arasından en çok seni anlatanını dinlemek ve ona sarılmaktı. Duyduğum her çığlığa koşarcasına gittim. Her çığlık beni çağırıyor sandım. Halbuki duymak istediğimle duyduğum aynı şey değilmiş, geç fark ettim. Bunca yanılgı, bunca aldanış belimi bükmedi işte. Sesler arasında sesine dokunmak, seni sesinden yakalamak boynumun borcu gibiydi. Dedim ya yokluğunda hep sana seslendim. Sesli bir mektup olursun diye bekledim.  Sessizliğin, sükunetten değildi biliyordum. Bozarsın diye bekledim. Sessizliğin çocuğu olmuşsun haberin yok…"

Şimdi söyle bana Prenses, var mısın sen gerçekten? Korkmamalı ve daha mutlu olacağıma inanmalı mıyım?

Kayıp Yüzyılın Prensesi kitabından…

Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar ‘a, ateş hırsızlarına, Ernesto “Çe” Guevara’ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya.

Kazım Koyuncu

Otizm en iyi böyle anlatılırdı.

Hı?

Hı?

(Kaynak: denizinverdigihuzur)

Yetmiyor değil mi?

Sevmek, deli gibi, köpek gibi, gerizekalı gibi sevmek yetmiyor değil mi? Ömrünün merkezi yapmak, her seçimden önce onu düşünerek adım atmak yetmiyor değil mi? Bir insanın başka bir insana ne kadar değer verebileceğinin sınırlarını zorladığını o anlarda, muhteşem hatalar çok yer dolduruyor değil mi? O sıcaklığı belki de bir daha asla yaşamama ihtimali, başka merakların gölgesinde sessiz sedasız yitip gidiyor değil mi? Açıp gösteremediğin yüreğinin dünyayı içine alacak genişlikte olmasına rağmen bir kişinin sevdasını karşılayamaması koyuyor değil mi? Ellerinden kayıp giderken ona göz yaşı dökmek yetmiyor değil mi? 

Aklın gider
böyle aklın almaz yani ne olduğunu
böyle sanki senin bütün geçmişin böyle onun gözlerindeymiş gibi onun gülüşündeymişin gibi hissedersin.
yani böyle, böyle bir kere baksa. böyle.. böyle bir kere baksa sana böyle bütün sorun, bütün herşey bitçekmiş gibi olur, böyle hiç konuşmasını istemezsin…
çünkü konuşursa büyü bozulur..

Serkan Keskin - Ben de özledim

Neyi özlediğimi bilmiyorum ama öyle işte…

5 ay önce - 3